NAMAZA ÇAĞRI (EZAN)
Kuran’da namaz için çağrı yapıldığını, Kafirlerin ise bu çağrıyı alaya
aldıklarını görüyoruz. Kuran, namaz için belirli bir çağrıyı
farzlaştırmamıştır. Amaç namaz için kişilerin toplanmasıdır ki bunun
için gereğinde çağrı yapılır. Cuma namazı, toplu kılınması söylenen bir
namaz olduğu için Cuma namazına çağrı yapılır (62-Cuma Suresi 9).
Çağrının nasıl yapılacağı belirtilmediğine göre çağrının (ezanın)
Türkçe mi, Arapça mı olacağı da tabi ki bizlerin insiyatiŞndedir. Asıl
olan çağrının yapılmasıdır. Çağrı (ezan) en iyi nasıl gerçekleşip,
kişiler nasıl bir araya getirilecekse, Türkçe veya Arapça, hoparlörlü
veya hoparlörsüz, o şekilde yapılır.
Anlatılan hadislerde de ezanın vahiy sonucu, Peygamber’in emri ile oluştuğu anlatılmaz. Hadislere göre namaza erken gelenler işlerinden geri kaldıkları, geç gelenler ise namazı kaçırdıkları için yakınıyorlardı. Bunun üzerine namaza nasıl çağrı yapılabileceği için değişik görüşler ortaya atıldı. Sonunda görülen bir rüya üzerine bugünkü gibi insan sesinin kullanılması suretiyle ezanda karar kılındı (Bakınız Ebu Davud es Sünen 1/16). Hadislerde anlatılanlara göre Peygamber bu rüya için “İnşallah hak rüyadır” demiştir. Yine hadislere göre Bilal kendi insiyatiŞyle sabah namazında Es Salatu Hayrun Minen Nevm (Namaz Uykudan Hayırlıdır) ifadesini eklemiştir. Görüldüğü gibi hadisleri tarafsız bir şekilde okuyan bir kişi, Peygamber’in, kendi döneminin ihtiyaçlarına yönelik bir şekilde ezanın bu şeklini kabul ettiği sonucuna varır. Eğer ezanın emir olduğu hadisten çıksaydı, Peygamber “İnşallah hak rüyadır” demez “Bu böyledir, böyle ezan okuyun” diye emrederdi. Dini emir olan bir konuda ise Bilal’in ezana bir cümle eklemesi düşünülemezdi.
Gerçi biz Kuran’da açıklanmayan her şeyin kendi insiyatifimize bırakıldığını Kuran’a dayanarak söylüyoruz; fakat geleneksel İslamcılar’ın, ezanın Türkçe okunması karşısında dirençlerini, bunun dine aykırı olduğunu söylemeleri üzerine hadislerde ezanın nasıl oluştuğunun anlatımını aktardık. Yoksa bu anlatılanların güvenilir olduğunu iddia etmiyoruz. Kısacası gelenekçi, mezhepçi İslamcılar’ın bu konuda hadislerde bile bir dayanaklarının olmaması, aslında gerçek niyetlerinin, keyişerinin öngördüğü şekilde dini yapılandırmak olduğunu göstermektedir. Bilal’in ezana kendi keyfince cümle eklemesi, yani ezanı değiştirmesi mümkün oluyor da, Arapça bilmeyen bir milletin, ezanı her okunuşunda daha iyi anlamak uğruna tercüme edip okuması niye mümkün olmuyor? Ezanın Türkçe olmasının gerekip gerekmediği, hangisinin daha iyi olduğu tartışılabilir, ama buna karar vermenin bizim insiyatifimizde olduğu, her iki kararın da günah olmadığı tartışılmaz bir gerçektir.
Anlatılan hadislerde de ezanın vahiy sonucu, Peygamber’in emri ile oluştuğu anlatılmaz. Hadislere göre namaza erken gelenler işlerinden geri kaldıkları, geç gelenler ise namazı kaçırdıkları için yakınıyorlardı. Bunun üzerine namaza nasıl çağrı yapılabileceği için değişik görüşler ortaya atıldı. Sonunda görülen bir rüya üzerine bugünkü gibi insan sesinin kullanılması suretiyle ezanda karar kılındı (Bakınız Ebu Davud es Sünen 1/16). Hadislerde anlatılanlara göre Peygamber bu rüya için “İnşallah hak rüyadır” demiştir. Yine hadislere göre Bilal kendi insiyatiŞyle sabah namazında Es Salatu Hayrun Minen Nevm (Namaz Uykudan Hayırlıdır) ifadesini eklemiştir. Görüldüğü gibi hadisleri tarafsız bir şekilde okuyan bir kişi, Peygamber’in, kendi döneminin ihtiyaçlarına yönelik bir şekilde ezanın bu şeklini kabul ettiği sonucuna varır. Eğer ezanın emir olduğu hadisten çıksaydı, Peygamber “İnşallah hak rüyadır” demez “Bu böyledir, böyle ezan okuyun” diye emrederdi. Dini emir olan bir konuda ise Bilal’in ezana bir cümle eklemesi düşünülemezdi.
Gerçi biz Kuran’da açıklanmayan her şeyin kendi insiyatifimize bırakıldığını Kuran’a dayanarak söylüyoruz; fakat geleneksel İslamcılar’ın, ezanın Türkçe okunması karşısında dirençlerini, bunun dine aykırı olduğunu söylemeleri üzerine hadislerde ezanın nasıl oluştuğunun anlatımını aktardık. Yoksa bu anlatılanların güvenilir olduğunu iddia etmiyoruz. Kısacası gelenekçi, mezhepçi İslamcılar’ın bu konuda hadislerde bile bir dayanaklarının olmaması, aslında gerçek niyetlerinin, keyişerinin öngördüğü şekilde dini yapılandırmak olduğunu göstermektedir. Bilal’in ezana kendi keyfince cümle eklemesi, yani ezanı değiştirmesi mümkün oluyor da, Arapça bilmeyen bir milletin, ezanı her okunuşunda daha iyi anlamak uğruna tercüme edip okuması niye mümkün olmuyor? Ezanın Türkçe olmasının gerekip gerekmediği, hangisinin daha iyi olduğu tartışılabilir, ama buna karar vermenin bizim insiyatifimizde olduğu, her iki kararın da günah olmadığı tartışılmaz bir gerçektir.

Yorum yap