| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Türkiyenin En Bilgi Verici Dini Sitesine hosgeldiniz,Dini Bilgiler ,dini makaleler // namazvebiz.bloggum.com

Dini konu ve ilahiler dini videolar ibretlik görüntüler,din,fıkıh,hadis,ibadet,ibretlik olaylar,ilmihal,islam,islam kent,islami site,islami sohbet,islamiyet,kuran,namaz,oruc,oruç,sünnet,tefsir,zekat

4 "kuran" etiketi kullanan gönderi "kuran" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

Asr Suresi

 بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

 

 

وَالْعَصْرِ (1) اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ (2) اِلاَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ

 

 

 

وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ (3)

Ve’l asri inne  el insâne lefî    husrin  illâ  ellezîne âmenû  ve amilu essâlihati  ve tevâ savbil hakkı      ve tevâ  savbissabri:
       
               Rahman Rahim Allah’ın adıyla
        1 Asra andolsun;
        2 Gerçekten insan, ziyan içindedir.
        3 Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka
 
 
 

Kalk Kudüse Gidelim

 

"Kalk Kudüs'e gidelim..."

Bazı şehirleri özlemek, tek gözlü bir odaya toplaşıp, annenin yaptığı sıcak tarhana çorbasıyla ısınmayı özlemek gibidir.
O şehirlerin sokakları, annenin ellerine benzer.
Ağrıdan çatlayacak gibi duran alnını okşar durur gecenin bir yarısında.





 
Annelerin duası varsa, şehirlerin de duası vardır mırıldanıp durduğu.
Bu baş ağrılarım beni öldürecek biliyor musun?
Kalk Kudüs'e gidelim..
Allah şehrine gidelim. Allah bizi gözetsin, korusun, kollasın Kudüs hatırına. Kalbimizin ağrısı, başımızın ağrısı, ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça.
Tarhana çorbası içer gibi içimize çekelim, gökyüzünde yaratılıp yeryüzüne indirilen bu şehrin sokaklarını. Kudüs'ün bulutlarından tespih yapıp "subhanallah" çekelim.

Peygamber sükunetine erelim şehrin sokaklarında. Tur'a çıkalım.
Bağıralım boğazımızı yırtarcasına; "Rabbimiz biz de aşk ehliyiz bize de yüzünü göster!"
Tur Dağı paramparça olsun, kalbimiz paramparça olsun aşktan.
Kalk Kudüs'e gidelim..
Meryem sırtını o ağacın gövdesine yaslayıp, bir intifada doğursun. Alnında biriken terleri silelim.
Ellerinden sıkıca tutalım. Rabbimiz kuruyan ağacın dallarına meyveler versin.

Yahya peygamberin yanında büyüsün çocuklar.
Elleri taş tutacak yaşa gelsin. Kalpleri aşk tutacak yaşa.
Sokaklarına atalım kendimizi. Adımızı söyleyelim kontrol noktalarında.
Horlanalım, ezilelim, bekleyelim saatlerce. Vazgeçmeyelim inatla.

Kalk Kudüs'e gidelim..
Çöp bidonlarının arasında dolaşalım.
Bak şu küçük çocuk var ya vuracaklar onu! Hani babasının arkasında duran.
Başını babasının sırtına dayayan çocuk. İşte o!
Vuracaklar birazdan onu. Çöp bidonlarının arasında dolaşalım.
Endişe etme çocukların kalbine değen kurşunlar sekmezler hiçbir yere.

Mescide gidelim. Yıkılacaksa üzerimize yıkılsın boşver.
Sen elimi sıkı tut korkma. Mescide gidelim.
Bir bayram namazı kılalım şehirle birlikte. Zekeriya'nın yanında saf tutalım. Ve Musa'nın ve İsa'nın ve Yakup'un.
Bekle birazdan Ömer de gelir buralara. Şu beyaz sakallı adamı görüyor musun?
İşte onun tekerlekli sandalyesini itelim birlikte. Nereye gitmek isterse oraya.
Hayfa'dan aldığımız portakalları ikram edelim, o çok sever.

Birlikte Zeytindağı'na çıkalım şehre bakalım doya doya.
Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim...
Allah bizi gözetsin, korusun, kollasın Kudüs hatırına.
Kalbimizin ağrısı, başımızın ağrısı, ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça...
 
 
 

Kurayzaoğulları ve Onlarla Savaş

Kurayzaoğullari Medine’de yaşamış bir Yahudi kabilesidir.

Resulullah (s.a.s.) Medine’ye hicret ettiği zaman Yahudiler, küçük nüfus toplulukları halinde Suriye’den güneyde Yemen ve Umman bölgelerine kadar yerleşik halde yaşıyorlardı. Fakat onların en kuvvetli oldukları yer Hayber bölgesiydi. Aynı insan kitlesi Medine (Yesrib)’de de mevcuttu. Ancak anlaşıldığına göre bunlar, daha ziyade bir göz yumma ve müsamaha sayesinde buralarda barınmaktaydılar. Zira Hz. Peygamber’in Medine’de yürürlüğe koyduğu anayasada, insan unsurunu tayin ve tesbit eden maddeler, Yahudileri, meydana gelen konfederasyonun müstakil ve otonom kabile toplulukları değil, Evs veya Hazrec gibi çeşitli Arap kabilelerine mensup, onların himayesine sığınmış insan toplulukları olarak tavsif edip göstermektedir (M. Hamidullah, Rasulüllah Muhammed, Terc. Salih Tuğ, İstanbul 1973 s.174; Salih Tuğ, İslAm Ülkelerinde Anayasa Hareketleri, İstanbul 1969, s.31-40 vd.).

Bunlar üç ana kümeden ibarettiler: Kaynukalılar, Nadürliler ve Kurayzalılar. Fakat bunların arasında kan davaları bulunduğundan, ayrıca kendi dost ve müttefikleri arasında da bölünmüşlerdi. Bunlardan Kaynukaoğulları Hazrec’in müttefiki, Nadüroğulları ile Kurayzaoğulları ise Evs’in müttefiki idiler (İbn Hişam, es-Sıretü’n-Nebeviyye, Nesr. M.es-SekA, İ.el-EbyArü, A.eş-Şiblı, Mısır 1375/ 1955, l, 540).

Evslilerle Hazrecliler arasında savaş olduğu zaman, Kaynukaoğulları, Hazrecle; Nadüroğulları ve Kurayzaoğulları, Evsle beraber çıkar ve her grup, kardeşlerine karşı, kendi müttefiklerine yardım ederler ve karşılıklı olarak birbirlerinin kanlarını dökerlerdi. Halbuki Tevrat ellerindeydi ve içinde (gerek lehlerinde gerekse aleyhlerinde) ne yazılı olduğunu biliyorlardı. Evs ve Hazrec ise müşriktiler; putlara tapıyorlar, ne Cennet ne Cehennem, ne ölümden sonra dirilme, ne kıyamet, ne kitab, ne helal ne de haram tanıyorlardı (İbn Hişam, a.g.e., II, 540).

Savaş sona erince, biribirlerinden aldıkları esirleri, guya Tevrat’a uyarak fidye karşılığında serbest bırakıyorlardı. Kaynukalılar; Evslilerin elinde olan esirlerini, fidye vererek serbest bıraktırdıkları gibi, Nadüroğulları ve Kurayzaoğulları da, Hazreclilerin elinde bulunan esirlerini fidye ödeyerek bıraktırırlardı. Müşriklere yardım etmek için döktükleri kanlara ve aralarında öldürülenlere karşılık kısas uygulamazlardı. Cenab-ı Allah, bu tutumlarından dolayı onları şöyle azarlamaktadır:

“Bir zaman sonra siz, o kimseler oldunuz ki, artık birbirinizi öldürmeye aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarmaya, kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşmeye başladınız. Eğer onlar size esir olarak getirilirlerse onlar (fidye karşılığında) esirlikten çıkarmak size haram kılınmışken, esir mübadelesi yapıyordunuz” (el-Bakara, 2/85).

Hz. Peygamber Medine’ye geldiği zaman, müslümanlarla müslüman olmayanlar arasında genel bir antlaşma ve mukavele yapmıştı. Bu mukavele hükümleri arasında; Yahudilerin de Mü’minlerle bir topluluk teşkil ettikleri kabul olunmakta, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in izni olmadıkça kendilerinin herhangi bir askerü harekAtta bulunamayacakları, ne Kureyşlileri ne de onlara yardım edenleri hiçbir şekilde korumayacakları, Medine’ye bir saldırı olduğunda elbirliğiyle müdafaada bulunacakları hükmü yer almakta, bu sırada Medine’de yaşayan Kurayzaoğulları da aynı hükme dahil edilmekteydi.

Nadüroğulları ile Kurayzaoğulları, aynı müşrik kabülenin müttefikleri oldukları halde, Nadüroğulları Yahudileri kendilerini, soydaşları Kurayzadan üstün tutarlardı. Bir Kurayzalı, Nadürden birini öldürecek olsa tam diyet ödemeye mecbur tutulduğu halde; bir Naduli Kurayzadan birini öldürdüğünde yarım diyet öderdi. Böyle bir dönemde Nadüroğullarından biri bir Kurayzalıyı öldürmüş her iki taraf Peygamberimize müracaat ederek aralarında hüküm vermesini istemişlerdi. Aşağıdaki Ayet bunun iizerine nAzil olmuştur:

“Eğer sana gelirlerse ister aralarında hükmet, istersen onlardan yüz çevir (kendi hallerine bırak). Onlardan yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Şayet aralarında hükmedersen adaletle hükmet” (el-MAide, 5/42).

Bunun üzerine Rasulüllah (s.a.s), her iki cemaatı eşit muameleye tabi tutmak suretiyle aradaki imtiyazı kaldırmış, Kurayzalıları, Nadürlilerin seviyesine yükseltmiştir (İbn Hişam, a.g.e., II, 566).

Ne var ki, Kurayzaoğulları nankörlük ederek, Rasulüllah ile olan muahadeyi bozan ve O’na karşı savaşa kalkışan Nadürlilere katıldılar. Peygamberimiz, Nadüroğulları Yahudilerini muhasara ederek yurtlarından sürüp çıkardığı halde Kurayzaoğulları Yahudilerini affetti. Yeni bir muahede ile onları yerlerinde bıraktı (BuhArü, MeğAzü, 14; Müslim, Cihad ve Siyer, 20).

Buna rağmen Kurayzaoğulları Yahudileri sinsi düşmanlıklarını sürdürmüşler; Hendek kuşatması sırasında Nadüroğullarına ait casuslar, onları müşriklerle işbirliği yapmaya tahrik ve teşvik etmiş, onlar da bu propagandaya kapılarak şehrin savunma planlarını boşa çıkaracak şekilde içerden harekete geçmişlerdi. Fakat Cenab-ı Allah, kAfirlerin tuzağını boşa çıkarmış, Müslümanları bunların şerrinden korumuştu (el-Vakidü, el-MeğAzü, Kahire 1367/1948, s.290).

İslAm düşmanları, Hendek muhasarasını kaldırıp gidince Resulullah (s.a.s), evine gelerek silahlarını çıkarıp yerine koymuş ve yıkanmıştı. Bu arada Cibrül (a.s.) Peygamber (s.a.s)’e geldi ve:

“Sen silahını çıkarmışsın! Vallahi biz melekler henüz silahlarımızı çıkarmadık. Haydi onlara doğru yola çık ! ” dedi. Peygamber: “Nereye?” diye sorunca; Cibrül, Kurayzaoğulları yurdunu işaret ederek: “İşte şuraya” dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s), Kurayzaoğullarına doğru hareket etti (BuhArı, MeğAzü, 32).

Enes İbn Malik der ki; “Resulullah (s.a.s) Kurayzaoğullarına sefer ettiğinde, Cibril’in melek alayının Ganmaoğulları sokağından geçtikleri sırada yükselen tozunu bugün bile hAla görür gibiyim” (BuhArü, Meğazü, 32; İbn Sa’d, TabakAt, II, 76).

Hz. Peygamber (s.a.s), ordusuyla Kurayzaoğulları yurduna varıp onları kuşatma altına aldı. Kuşatma yirmi beş gece sürdü. Kurayzaoğulları muhasaranın gittikçe uzamasından ve şiddetlenmesinden dolayı büyük bir sıkıntıya düştüler; teslim olmaktan başka çare kalmadığını anladılar. Resulullah (s.a.s)’e, kendileri hakkında hüküm vermek ve onun vereceği hükme göre teslim olmak üzere bir hakem tayinini istediler. Peygamber de; “Ashabımdan istediğiniz kimseyi hakem seciniz” dedi. Bunun üzerine Sa’d İbn Muaz’ı hakem seçtiler (İbn Hişam, a.g.e., III, 239; BuhArü, Cihad, 32; Taberü, Tarih, Nşr. Muhammed Ebu’l-Fadı İbrahim, Beyrut II, 592).

Resulullah (s.a.s), bunlar hakkında hüküm vermesini Sa’d İbn MuAz’a havale etti. Sa’d da:

“Ben onlar hakkında şöyle hüküm veriyorum: Bunların savaşanları öldürülsün, kadınları ve çocukları esir edilsin, malları da taksim olunsun” dedi (BuhArü, CihAd, 32; Taberü, a.g.e., II, 592).

Hz. Peygamber (s.a.s), onları Medine’de bir evde hapsettikten sonra, hendekler kazdırmış ve eli silah tutan erkeklerin boynunu vurdurmuş, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını da müslümanlar arasında taksim etmiştir (İbn Hişam, a.g.e., III, 240, 244).

Cenab-ı Allah, bu hususu Kur’An-ı Mubüninde şöyle dile getirir:

“Allah, Kitap ehlinden kAfirleri destekleyenleri kalelerinden indirmiş, kalblerine korku salmıştı; onların kimini öldürüyor kimini de esür ediyordunuz” (el-AhzAb, 33/26).

“Yerlerini, yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı dahi basmadığınız yerleri Allah size miras olarak verdi. Allah her şeye kAdirdir” (el-AhzAb, 33/27; Ayrıca İbn Hişam; a.g.e., III, 250; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’An Dili, VI, 3886).
 
 
 

Allah seninleyken sen kiminleydin!

Allah seninleyken sen kiminleydin!


Bir gün Şeyh Ebu Hasan (r.aleyh), camide vaaz veriyordu. Evliyaullahtan Şibl-i Numani de caminin önünden geçerken onun vaaz ettiğini gördü.

O diyordu ki: "Kıyamet günü Allah cc insana şöyle soracaktır: "Sana ömür verdim, bu ömrü nerede sarf ettin? Bu gençliği, kuvveti sana verdim, nerede sarf ettin? Günah işleyerek mi, sevap isleyerek mi yoksa boş gezerek mi geçirdin? Sana mal verdim, bu malı nereden kazanıp nereye harcadın, ölümü duydun buna ne hazırlık yaptın?"

Şeyh Ebu Hasan'ın bu şekilde vaaz verdiğini duyan Şibli, ona şöyle dedi:"Ya Hasan! Allah'ın kullarını o kadar korkutma!" O: "Peki ne diyeyim ya Şibli?" deyince, dedi ki: "Sen onlara Allah seninle beraberken, sen kiminle beraberdin diye sor!"
__________________
__________________